Kaçırıldıkları süre boyunca saatlerce aracın arkasında tutsak kalan grup, sonunda bir yerde indirilerek bir araya oturtuldu. Soyguncular olay yerinden kaçarken, neyse ki kimseye fiziksel bir zarar verilmedi. Ancak bu olay, aktörü derinden etkiledi ve hayata bakış açısını kalıcı bir şekilde değiştirdi.
Cumberbatch bu travmatik tecrübeyle ilgili olarak, "Bana zamanı fark etme duygusu verdi, ama bu her zaman iyi bir şey değildi. Daha sıradışı bir hayat yaşama konusunda sabırsız hale geldim ve bu sabırsızlıkla hala başa çıkıyorum," diye konuştu.
Kaçırılma olayının ardından, Cumberbatch adeta bir adrenalin tutkununa dönüşerek ekstrem sporlara yönelmiş. Özellikle serbest dalış ve paraşütle atlama gibi riskli aktiviteler, onun bu dönemdeki tutkuları arasına girmiş.
"Ölüme yaklaşılan o anlar, tüm bu duyguları tetikledi. 'Evet, her an ölebilirim,' diye düşünmeye başladım," diyen aktör, bu yaşam tarzının o dönemdeki bağımsızlığı ve sorumluluk eksikliği ile örtüştüğünü ifade etti. Ancak, yaşamındaki en büyük dönüşüm, baba olmasıyla geldi. Sophie Hunter ile evli olan ve üç çocuk babası olan Benedict, çocuklarının doğumu sonrasında daha temkinli bir hayatı tercih etti.
Baba olmanın onu olgunlaştırdığını belirten aktör, "Çocuk sahibi olmak sizi daha ayık bir hale getiriyor. Zamanın anlamı daha derin bir şekilde hissediliyor," dedi.
Cumberbatch, çocuk sahibi olduktan sonra hayata daha sakin ve dengeli bir yaklaşım benimsemiş olsa da, geçmişindeki bu olay ona hayatın kısa olduğunu ve her anın değerini bilmesi gerektiğini hatırlatmaya devam ediyor.
Korkunç kaçırılma hikayesi, Benedict Cumberbatch'in hayata tutkusunu ve onu bugün tanıdığımız cesur, derinlikli bir oyuncuya dönüştüren olaylardan biri oldu.